18 Temmuz 2005
Yalnızlık Aletleri...
Pasajın önündeki kitap tezgahını görünce, cepteki son 2 milyon ile kitap almaya karar verdim. Kitapçının yanına yanaşıp, incelemeye başladım. Kitapçı gülümseyim, "bu sıra, bu sıra felsefe, araştırma bunlar da roman" dedi. Felsefe kitaplarının olduğu 2 sıra kitabın, tek tek kapaklarıma bakmaya başladım. 2. Sıranın bitmesine çok az kalmıştı ki, "Ben en iyisi bir roman alayım" diye düşündüm. Felsefe ve araştırma kitaplarının olduğu yerde son bir kaç kitaba bakarken, gözüme tepedinse "İletişim" yazan bir kitap ilişti. Hemen alt satırında büyük puntolarla "Yalnızlık Aletleri..." yazıyordu. Kitabı elime aldım. Masasında bir içecek kutusu, bir çay fincanı olan, etrafındaki dolu çöp kutularıyla bilgisayar kullanan yalnız bir adamın karikatürüydü kapak resmi. Hayli zayıf bir adam ve bezgin bir yüz ifadesi vardı.
Kitabın başlığına tekrar baktım. Bir bilgisyar penceresi biçimindeki kutucucukta şöyle yazıyordu:
"
- Yalnızlık Aletleri...
- :))
- Atilla Atalay
"
Kapağa baktım, bir kaç detay dışında benim karikatürümü gördüm.
Kitabın adına baktım, içimde bir acı hissettim. Daha önce okuduğum öyküyü anımsadım.
Yazara baktım, bir kaç öyküsünü okuyup beğendiğim, şu çok sevilen dizi Sıdıka'nın yazar, Atilla Atalaydı. Düşünmeden aldım o kitabı, ve bugün bitirdim...
Kitaba adını veren ufak öyküyü okumak isterseniz:
http://www.hicbirsey.net/natu/tem05/yalnizlikaletleri.txt
Evet, öyküde bilgisayar, telefon gibi araçlardan, "Yalnızlık Aletleri" diye söz ediliyor. Biraz düşününce... -Aslında belki hiç düşünmeden- tereddütsüz doğru bir tanımlama olduğunu anlıyorum.
Kitabı, şu malum bilgisayar onarımı zamanı aldım. Önce bilgisayarı servise bıraktım, ardından markete uğrayıp bir bira aldım. En sonunda da eve dönerken bu kitabı satın aldım. Bu yüzdendir de, bilgisayarlara yapılan "Yalnızlık Aletleri" tanımı da, benim için pek daha anlamlı oldu. Bilgisayarsız geçen günüm, son derece sıkıcı, boş, uğraşsız ve yalnız geçti...
****
1997 Basımı, elimde aynı yıl basılmış 2. baskısı olan Yalnızlık Aletleri, 3 bölümden oluşan bir kitap. İlk bölümde kahkahalarla güldüren Sıdıka öyküleri, 2. bölümde Atilla Atalayın gaztedeki köşe yazılarından bazıları. 3. Bölümde ise Yalnızlık Aletleri ile biten, keyifle okunası müthiş hikayeler yer alıyor. Kesinlikle okumanızı öneriyorum...
Log, yazıldıktan 1.5 saat sonra editlendi, çeşitli eklemeler yapıldı...
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 13:33 ||
Buna 6 Defa Bence Denilmiş...
19 Temmuz 2005
Odamı Uzaylılar Bastı!
Bilgisayarsızlık anıları işte... Hani, bir gün bilgisayardan uzak kaldım ya. 3-4 gündür yazıyorum bir şeyler.
Yalnızlık Aletleri
'nde bahsettiğim kitabı, akşama kadar okudum. Akşam vakti de, evdeki odaların birinde televizyon bulup odama taşıdım. Gece yarısına kadar, çoğunluk belgesel olmak üzere bir çok kanal ve programa göz attım. Saat 2.00 civarı, Neyçınıl Corapik'de gökdelenlerle ilgili bir belgeseli izlerken, bahçenin ışığı kendi kendine yandı. Bahçenin ışığını yakan tek anahtar benim odamda ve ben odamda yalnızım. Odayı aydınlatan tek ışık da televizyondan geliyor. "Lan nooluyo lan!" dedimm içimden. Aldırmadan devam ettim.
Belgesel bitti, diğer kanallara baktım. Bir şey bulamayınca da belgesellere geri döndüm. Uzaylılar ile ilgili bir belgeseldi. Başak tarlalarında, bazı başaklar kırılıyor, ve bu kırılmayla tarla üzerinde çeşitli figürler oluşuyor. Evet, Signs filmini izleyenler neden bahsettiğimi anlamıştır. (Ulan hiç korkmadıgım ffilmden şimdi korkuyorum!?) Tarlalar uçsuz bucaksız denecek kadar büyük. Şekiller de bir insanın yapamayacağı kadar büyük olduğu gibi, bir insanın beceremeyeceği kadar düzenli. (fotoğraf bulursam ekleyeceğim...) Ben bu belgeseli inanmasam da merakla izlerken, bir anda bahçenin ışığı söndü. 5 dakika sonra da dayanamadım, yattım. Neyse ki sabah bahçemizde garip figürler yoktu...
edit: 20.07.2005 - 13:54
Hahh.. Buldum fotoğraf..
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 23:25 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
Tükettim Artık Gözyaşlarımı
Yenilenen acılarla iç içeyim,
Mutlu olmak yada üzülmek herhangi bir şeye
Nedir unuttum...
Milyonlarca acı çekiyorum ama
Çektiğim acıların hiçbiri artık canımı yakmıyor
Ve ben hiçbir şeyi umursamıyorum...
Nötrleştim yaşama karşı....
Hayata olan duyarlılık katsayım,
Sevenlerimin zihinlerdeki yerim,
Ve aynalardaki görüntüm silindi gün be gün
Sanal oldu artık her şey
Bu yapaylıkta kayboldum.
Oysa söz vermiştim kendime
Hiç etkilenmeyecektim sert esen rüzgarlarda
Yönümü asla kaybetmeyecek
Yaşama hiç pasif kalmayacaktım
Ama olmadı,
Ne yaparsam yapayım
Kendimi bir girdabın kıyı kenarında
Yalın ayak yürürken buldum....
Yapaylığa doğru attığım adımlarda
Ayaklarıma batan her çakıl taşı
Bir gözyaşıma mal oldu
Ve ben tükettim artık gözyaşlarımı...
Bundan sonra artık ağlarsam sanal ağlarım
Gülersem artık sanal...
18/07/2005
kıyı
Kim Yazdı:
The_Godfather || Saat: 10:46 ||
Buna 3 Defa Bence Denilmiş...
20 Temmuz 2005
Bi Üf Lütfen..
Sıcak...
Ateşler giderek yükseliyor,
Ve durmadan üzerime geliyorlar...
Kaçacak yerim yok, çünkü;
Onlar her yerde!
Su,
Çözüm değil..
Hala sıcak, ve giderek ısınıyor burası...
Cehennemde miyim yoksa ben?
Ouh. Sadece odamdayım. Sıcak havadan bunalmış bir haldeyim. Ve eriyip, buharlaşmaya yüz tutmuş beynimle şu zırvaları yazıyorum. Nasıl bir sıcaktır bu ya? Bin anda mı ısınır havalar? Daha geçen hafta sağnak yağmur yağıyordu... Şimdi ise, sıcaktan bu hale geldim. Terimde yüzeceğim neredeyse... Aah...
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 23:27 ||
Bence...
21 Temmuz 2005
Telefonsal, Dialogsal Bir Şeyler...
Bugün bir arkadaşla konuşuyorduk da... Rastgele telefon numarası çevirip konuşmaktan bahsetti. Üzerine muhabbet ettik. Daha önce hiç kimseyi, bu şekilde aramadığımdan bahsettim. Konuşmayı sürdürdük.
Hani laf lafı açar derler ya, düşünce de düşünceyi açar. Düşündükçe düşünürsün, hatırladıkça bir yenisini hatırlarsın. İşte böyle bir yandan konuş, bir yandan düşün. Düşündükçe hatırla, hatırladıkça anlat derken, aklıma, yaşadığım bir kaç telefon anısı geldi efem...
Eh, gün geçti, akşam oldu. Düşündüm ne yazsam, ne anlatsam. Aklımın bir köşesinde de günüm var. Dedim bu telefon anılarımdan birini bir de burada yazayım. Hoş, belki ilgilenmezsiniz fakat, ben zaten amaçsızca yazıyorum..
-- Ne güzel yazıyorum lan? Çok masalsı oldu :p Yok, beğenmedim, yazmayacağım öyle... --
Bir akşam vakti sms gelir, ardından telefon çalar, açar konuşurum. Beyfendimiz telefonumu bilmem kimden almış, arkadaşıymış. Fakat ben tanımmıyorum verdiği ismi. Benden hoşlanmış bu arayan arkadaş, tanışmak istiyormuş. İlki "Lan amuğa koyim, ibne misin lan sen?" olmak üzere, en nadide cümlelerimi vatandaşa karşı dökeceğim dudaklarımdan ama... Gel gör ki evde misafir, sofrada yemek var. Ben desen oradan ayrılamayacağım. O ortamda adama ibne olmadıgını anlatma çabasındayım. Neyse ki sonra içimden geçen her şeyi sms olarak elemana ilettim de, aramadı tekrar...
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 21:30 ||
Buna 4 Defa Bence Denilmiş...
Kıyametin Koptugu Gün, Paranın İcat Edildigi Gündür (Erkan Oğur)
Eminim "para" denilen o kagıt parçası gecmistir elinize..
O illet, o kahpe o kahrolası paçavra...
İnsanların değeri bu kagıtla ölçülür olmadı mı yüzyıllarca?
Parası olmayınca kim baktı altından kalpli fukaraya?
Her elime aldıgımda bir düşünce kaplar içimi... Bu kadar mı önemlidir bu illet?
Onun için, güç için, mal mülk için, gözünü hırs bürüyen dürzüler dünyayı mahfetmiyor mu? İnsanlar ezilmiyor mu? Katledilmiyor mu?
Önem vermeyen yok mudur bu şeytana, bu illete?
Lanet olsun senin dogduğun güne...!
________
kusura bakmayın yazdıklarım dağınık oldu
Kim Yazdı:
enkaz || Saat: 18:38 ||
Buna 2 Defa Bence Denilmiş...
22 Temmuz 2005
Hiçbir Şey Net Değil... Mi?
Bilmiyorum kaçınız dikkat etti fakat www.hicbirsey.net adının arkasında, "değil" sözcüğü var. Hiçbir şey . Net.... değil! Hiçbir şeyin net olmadığını söylüyoruz. Lakin bu, tam bir paradoxtur. Eğer hiçbir şey, net değilse. "Hiçbir şey net değil" sözü de nettir. O halde her şey net olabilir. Ve her şey net ise, "Hiçbir şey net değil" sözü de nettir. O halde
Hiçbir Şey Net Değildir...
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 22:23 ||
Buna 4 Defa Bence Denilmiş...
23 Temmuz 2005
VaGa İnsanı...
Bizi kandırıyor bu adam. Bir aydır tatilde olduğunu söylüyor fakat hiç ses, seda çıkartmıyor. Henüz geri dönmeye de niyeti yok. Muhtemelen siteyi bana bırakıp kaçtı veya büyük işler peşinde.
- Define buldu...
- Petrol buldu...
- Kız buldu...
Bilmiyorum bulduğu şey ne ama çok büyük bir şey bulduğu kesin ki elinden düşürmüyor. Di mi len VaGa? Bırak artık şunu elinden, yalama ettin. Bu kadar da yalanır mı? :p
Özledik işte lan...
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 21:51 ||
Buna 5 Defa Bence Denilmiş...
24 Temmuz 2005
Yeniden Mi?
Yeniden mi başlayacak?
Bana yaklaşacak,
Beni çekecek...
Sonra her şey bir "Olmaz"a varıp,
"Geri çekilin!" uyarısı gelecek.
Önce ben çekileceğim,
Sonra ona "Uzaklaş" (ama yanımda kal) diyeceğim.
Biraz ağlamaklı olacak,
Sonra gülümseyecek.
Bir anda çekip gidecek.
Kim Yazdı:
NaturelGS || Saat: 22:47 ||
Buna 4 Defa Bence Denilmiş...
Hislenmeler - 1
Kaç kere geçtim bu yollardan kim bilir...
Bu yıllardan yollar kesişmezmiş aslında yanılgıymış...
Bütün sanrılarımız ?gerçekten? doğarken öldüğümüz ölürken de doğacağımız öğretilmiş bize bir kere, kaçmaya kalksan ne fayda -kapalı olacak kapı bile kalmamış ki düzlüğe çıkan...
Gereksiz gerekliliklerle uğraşmışız kısacık hayatımızda ?yıllarca?.. Akreple yelkovan üstüste gelmezmiş hiçbir zaman...
Dolunayda konuşmazmış melekler hiç, kırılmazmış fısıltılar karanlıkta...
Kim Yazdı:
Eric || Saat: 18:00 ||
Buna 2 Defa Bence Denilmiş...
Biri beni ne yaparsa yapsın ama kaldırsın ortalıktan.Yeter be!!!
Tam dört sene olacak kasım ayında terk edildim, evleniyordum. Madden onun dışında az birşey kalmıştı. Çok yaklaştım potaya. Ne oldu anlayamadan takla attı hayatım ve sahibi ben. Piç gibi ortada kaldım. Sanki demiyorum ulu orta tek başıma. O zamana kadar bir düzen kurmuştum. Düzen ne demek hayatı beraber yaşıyorduk. İş, sosyal, hayat, aile ve karşımdaki insana karşı olan sorumluluğum gereğince bir çok bireysel hareketlerimi sınırlamış ve düzeneğin yüksekliğini farketmiştim.
Anlayamamıştım ilk zamanlar, anlamaya çalıştıkça acı çekiyordum her türlü zehir oluyordu hayat. "Lan gerçek bu" diyerek kendime boş yatakta uyumaya çalişiyordum. Kendimi toparladım zannederek tekrar kendimi sundum hayata, gerekli olanı bu görüyordum. Ama bu sefer gümüş tepsideydim sanki o canavara servis olmuş bir halde. Ne olduysa olmaya başladı. Bunları sadece Türk filmlerinde görüp alay ediyordum. İşimi kaybettim, ailemle aram bozuldu, en yakın iki arkadaşımdan bir tanesi evlendi ve eşini onunla bir olay anı ben tanıştırmıştım, diğeri yurt dışına gitti. Sarıldım ortamlara. Farkettim ama korkudan kendi kendime susarak kürdan kadar kalın olmayan ortamlara sağlam diyerek daldım. Üvey abim nişanlandı evet onunda nişanlısı benim evlenmeyi kararlaştırdığım insanın kampüsten samimi arkadaşıydı. Son bir hamle derken o sevdiğim insan da göçtü gitti. :( Arka arkaya arkadaşlarım evlendi ikisini trafik kazasında kaybettim. Ama lanet olsun. ben olduğum yerde duruyorum, ne ileri ne geri ama farketmiyordum. Bir kız arkadaşım oldu, tam 1 sene ama öyle geldi geçti.
İş bu halde kendimdeki hatayı ciddi ciddi aramam hiç anormal değildi. Lakin birşeyde göremiyordum, şu zamandada göremiyorum. Dışarıdan da söylediler bunu ben iyi adammışım. Şiir geldi aklıma "tam üç dil bileceksin, üç dilde anaavrat küfür edeceksin."
Artık kabul ederlerse kendimi tıp ve sağlık hizmetlerine bağışlayacağım. Ne yapayım. Böle şansada 2 gider yani birde epilepsi hastası gibi bişiyim kaza yapmıştım o zamandan kalma:)BİRİ BENİ DURDUN ÖLDÜRSÜN SUSTURSUN!!!! Hiçbir şey'im bunu kabul etsin insanlar ey yurdum ey halkım eyyy yumurtya can veren nallahımm.
Kim Yazdı:
PcKopath || Saat: 03:31 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...