Sonra "O palyaço benim!" demiş... Halbuki ben değilim.
Kafamın içinde bir sirk palyaçosu durmadan dönüyor.
27 Ağustos 2010
Kırmızıya Çalar Bir Renkte
Bir anlık bakış,
Yani sahte bir göz ucu,
Kırmızıya çalar bir renkte ve ilgisiz...
İşte saatler bu şekilde geçiyordu.
Ben, bir hayata sığan zıtlıkları düşünüyordum,
O ise hepsini yakıyordu, bana aldırmadan.
Alevler yerine sessizlik yükseliyordu,
Koyu bir duman beklerken ben, hüzün sarmıştı etrafımı,
Belli ki her şeyi önceden tasarlamıştı, kırmızıya çalar bir renkte;
Geriye kalanlar, teşhis edilemeyecek durumdaydı.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 06:51 ||
Bence...
14 Ağustos 2010
Karışıklık
Kendimi kapalı bir kutunun içinde hissediyordum.
...ve belki gerçekten bir kutunun içindeydim.
Belki bütün verdiğim sözleri geri alacaktım,
Utanmadan, herkese unuttuğumu söyleyecektim.
Yine sabah olacaktı,
Yine akşam olacaktı.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 03:08 ||
Bence...
07 Ağustos 2010
Sessiz Bir Esintiye Karşı
Küçük bir esinti yetti,
Beni buradan alıp gördüğüm ufuklara götürmeye...
Gidesim varmış, besbelli,
Farkında değilim.
Şimdi sorsan,
Devam etmesini mi bekliyordum,
Yoksa her şeyi bırakıp gitmesini mi; bilemedim.
Küçük bir belirsizlik yetti,
Kendimi, derinlerimde bulmaya...
...farkında değilim.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 02:33 ||
Bence...
Beklentiler
Bir an, bir yolda bulabilir insan kendisini.
Hatta yolun bile var olmasına gerek yok,
Bir an, insan bulabilir kendisini...
Hatta beklemediği bir an olabilir bu an.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 02:29 ||
Bence...
27 Haziran 2010
Elde Eski Defter
Ölümün soğukluğuydu bir an,
Başımı dünyalar gibi döndüren,
Veya kendimi eski bir defterde unutmuş olmamın
Verdiği uyumsuz bir hazdı, ellerimin arasında...
Çoğu zaman, hangi günde olduğumu unuturum;
Çoğu günü, zamanlara sakladığımdan olmalı...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:01 ||
Bence...
20 Haziran 2010
Bir Kişiyi Bulabilmek İçin
Gece hiç geçmediğim yollardan geçtiğimi hayal ettiğim doğru,
Belki beni öldürecek bir zehirle karşılaşırım, kim bilir...
Nedense, kendimden başka kimseyi dolduramıyorum boş yollara,
Gözlerimi açmaya asla razı gelemiyorum, halbuki;
Bir kişiyi bulabilmek için kaç nefesimi vermeye hazırım.
Hem benim hayal ettiğim yolları bilmediğim de doğru,
Üstelik, kendini kaybedemeyeceğin kadar ışıklıdır oralar...
Asla düşünemeyeceğim bir sonu olur bu kaldırımların,
Hiçbir yıldız, gökyüzünden burada gözükmek istemez,
Sarhoş bir rüzgar sahile kadar iner her gün, hiç aksatmadan; bense,
Bir kişiyi bulabilmek için kaç nefesimi vermeye hazırım.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 21:56 ||
Bence...
13 Haziran 2010
Kalabalık Sesler -1-
Yok gibi sessiz,
Varlığını belli ettirmek için bencilce,
Ayaklarının altında bir şeyler eziliyor,
İpler, birer bıçak gibi gerilince,
Belli ki kimsesiz,
Burada değil, göremezsin, ama çok derinlerde,
Biri doğuyor ve biri ölüyor,
Bilemezsin ki, gözlerin kapalı kaldığı sürece,
O karanlık derinlerde bir başına ve nefessiz,
Ölüm bizi bulabilirdi sözün özüne gelince,
Sabretmek bile artık sabır gerektiriyor
Ve var olmayan yollar görünüyordu gözlerinde,
Yeni doğmuş bir korku gibi, henüz nedensiz,
Düşen düşüncelerin ardından atlayınca gökyüzüne,
Parmakların, bilmediğin bir yıldızı gösteriyor
Sanki gidebilme umudun kalmış gibi sahte bir sevinçle...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:34 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
06 Haziran 2010
Ölmek Zorunluluğu
Boş kağıtlarda kendimi göremiyorum.
Kendimi düşünmemiştim bile boş sokaklarda...
Geceleri gelen bir esinti
Ve bir yarısında ötüp duran birkaç kuş,
Her şey bir yana,
Sanki gözlerim,
Biraz, zihnimi özgür bırakmakta...
Çıkmaz arayışlarımdan biri daha değil sanki,
Heyecanlandırıyor bu sefer, her ne kadar
Tanısam da yüzleri ve çabalasam da;
Sen, o bütün sesleri ayırt edebilir miydin?
Ben, neredeydim bilmiyorum, hatta
Üstüme gelirsen nerede olduğumu dahi unutabilirim.
Bana bakmadan da görseydin bendeki kaçma isteğini,
Uzun süredir hapsolmuş bir adamı özgür bırakacaktın, az kalsın...
...neyse ki bunu yapamayacak kadar çocuktun...
Artık hiçbir yerde, kendimden bir parça bulamıyorum
Veya kendimin bile neye benzediğini unutmaya başlıyor olabilirim.
Sadece bir defa geçtiğim bir sahil yolundan
Bir kez daha geçiyor olmak, bende mecburiyet hissini ortaya çıkarabilir
Hem de hiç ummadığım bir zamanda...
Sonra ben, meydanlara tekrar çıkıp düşmek istemeyebilirim o anlarda
Ve sonra en baştan başlamak zorunda kalabilir,
Sonra bunu bir seçim yapmışım gibi yutturabilirim kendime...
...hem de çok onurlu bir seçim yapmışım gibi...
Hatta ölmek zorunluluğumu kullanıyormuşçasına...
O yolları hatırlayacağım.
Yarısı soğuk havayı da,
Yine bitmemiş, yarım yağmurlar yağacak -yağsın.
Başlarımız önde, boş kağıtlardan yürüyeceğiz iz bırakmadan;
Yine kimse ne olduğunu anlamayacak, belki bu sefer biz dahil...
...ve ben, yanlışlıkla geri dönebilirim,
Hem de ölmek zorunluluğumu kullanıyormuşçasına...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:11 ||
Bence...
30 Mayıs 2010
Aye
Çok şey istemiyorum, sadece biraz mırıldan
Ya da bana sus, uçan kuşlara söylesen de olur.
Nasılsa güneş, artık başka sabahlara doğuyor
Ve kuşlar bu sabahlarda değil.
Çekiniyorsun, ama görmesem de olur zaten
Elimde balonlarla, olduğum yerde bekliyorum
-Ki beklediğim, bir takım ışıklar, uzaklardan,
Nedense hep, uykuya dalarken hatırlıyorum.
Halbuki çok şey istemiyorum, sadece biraz bak
Ya da bakmasan da olur, nasılsa ben de görmüyorum
-Ki görmediğim, bir takım ışıklar, uzaklardan,
Geçmişe dalmışken, elimdekileri tamamen unutuyorum.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 05:47 ||
Bence...
22 Mayıs 2010
Ropret
Gözlerini kapayınca,
Hiçbir şeye çarpmayacağını sandı.
Gözlerini açtığında,
Hiçbir şey bulunduğu yerde değildi.
Var olmayan bir yalnızlığın
Buruk tebessümü,
Özlediği şekilde başını döndürdü.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 07:50 ||
Bence...
16 Mayıs 2010
Her Bir Yerde Farklı Bir İnsan
Yıldızların ne kadar parladığını görmüyordum;
Görmüyordum ve bu,
Her şeyi kaybetmeme başlı başına bir nedendi.
Farkında değildik hiçbir şeyin.
Halbuki ben her bir yerde,
Farklı bir insandım, büsbütün.
Bazen sarhoştum, bulutların en tepesinde; bazen
Duvarlar gibi sağırdım... Hatta bazen ve yalnızlığımda
Geç kalmış adamdım, hiç sıkılmadan... Ellerimden
Okunuyordu hayatım, hayatım okunuyordu
Ellerimden... Kimse yüzüme bakamıyordu.
Farkında değildik hiçbir şeyin.
Halbuki ben her bir yerde,
Farklı bir insandım, büsbütün.
Ama başka birileri; o, başkaları, başka olanlar
Farklı karanlıklarında ağlıyorlardı şehrin,
Onları asla göremiyordum; ben sağırdım o zamanlar,
Sarhoştum bile belki, hatırlamıyorum. Ben, kendi geç kalmışlığımda
Yalnız bir adamdım, hiç sıkılmadan
Sokakların ellerinden tutuyordum geceyarıları,
Ölesiye bırakmıyordum.
Farkında değildik hiçbir şeyin.
Halbuki ben her bir yerde,
Farklı bir insandım, büsbütün.
Hiçbir güne şahitlik etmem için güneşin doğması gerekmiyordu, gerçi
O da gözlerimin içine gelip bakmıyordu doğrusu... Yine de
Herkesin rüyası kendisine güzel geliyordu elbet, herkesin rüyası...
Ama ben uyuyamıyordum o saatlerde hatta
Uyanık mıydım, bilmiyorum. Sanki, kör bir duvar gibi
Acı içinde yıkılma hissiyle korkuyordum.
Farkında değildik hiçbir şeyin,
Tabii ki farkında değildik...
Gülümsemek veya üzülmek kadar narin olamazdı,
Farklı farklı insanların kişiliklerine bürünmek...
Ben, her meydanda kendimi arıyor olamazdım
Büsbütün...
Halbuki her bir yerde farklı bir insandım...
...hiç sıkılmadan...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 22:23 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
09 Mayıs 2010
Hiç Acelesi Yoktu Gözyaşlarının
Hiç acelesi yoktu gözyaşlarının
Veya saniyeler yok olmayı reddediyordu birer birer.
Karşı gelmelerine rağmen, karşı duramıyorlardı, sersefil;
Hatta belki özgürlüklerine koşuyorlardı, bilemiyorum.
Zaten hiçbir şey bildiğin gibi değil.
Neden en güneşli günlerde bile yağmurlar yağıyordu
Ve her anı yok olmayı reddediyordu birer birer...
Ben bütün yokuşların başında duruyordum.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:30 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
02 Mayıs 2010
Kırmızı Yapraklı Ağaçlar
Ne kadar eskiydi, hatırlamıyorum.
Muhtemelen, hala siyah ve beyazdı yaşanılan hayatlar...
Israr edip, unutuyorum.
Bir şekilde yayılıyor bütün konuşmaların fısıltıları şehirlere,
Biliyorum.
Dağları devirip, kırmızı yapraklı ağaçlar aradım
Asla, var olduklarını bilmeden... Bana,
Asla bulamayacağımı söyleyeceklerdi binlerce kez daha, zaten
Ben de bunun umuduyla çıkmamıştım.
Renklenmeye niyeti yoktu hiçbir yaşantının,
Hem onlara göre renk bulmak da zordu.
Ben de sabırsız bir çocuk gibiydim,
Rahatsızlık verici düşüncelerimle oynuyordum uyku saatlerimde ve
Buna rağmen yaramaz biri de sayılmazdım ölmüşlerin içinde...
Ne kadar eskiydi, hatırlamıyorum
Hatta neydi bu kadar üzen, kırmızı yaprakları,
Hepsinin güneşten, teker teker alacağı vardı ve işte benim
Ellerimdeydi bir kısmı...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 21:33 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
25 Nisan 2010
Son Olabileceğini Bilmeden
Son olduklarını bilmeden yaşamak sonları...
Son kez konuşmak, son kez olacağını bilmeden
Veya görmek, bir gözden diğer göze titrer gibi
"Bir kez daha..." diyemeden ölmek...
Acı dediğin, yüksek dozda hissetmek değil miydi?
Olması gerekenden hislerce fazlası...
Hangi engelsizlik durdurabilirdi yüksek dozda yaşamayı?
Karmaşanın içinde, hala çocuk kalmak gibi, sanki...
Bir şehirden son kez ayrılmak,
Bir daha ayrılamayacağını bilmeden asla...
Son nefesi, son olduğunu bilmeden almak; ki zaten
Ölüm, yüksek dozda yaşamak değil miydi?
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 20:37 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
18 Nisan 2010
Hiçbir Güneş
Sabahları hiçbir şeyin sesini duyamıyorum,
Gecelerdeyse daha çok şefkat var.
Duyduğum hiçbir his tatlı değil,
Israrla yağmurları gözlüyorum ufuklardan,
Günler, sadece beklemekle geçiyor.
Her seferinde daha yakına gelecek sanıyorum,
Her seferinde daha yaklaşacak...
Kendi gözlerimi görmeden, toz içinde kalıyorum
Ve zirveleri görünmeyen dağlar devriliyor üzerime
Bırak şimdi, hiçbir güneş doğmasın.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:21 ||
Buna 4 Defa Bence Denilmiş...
11 Nisan 2010
Kayıp Düşünce
Önce, gözlerim akıyor sandım
Sonra, ellerimle tutamadığım bir şeyler,
Konuşmamak, bu kadar ağır olmamalıydı.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:31 ||
Bence...
04 Nisan 2010
Çok Erken Saatler
Bu merdivenlerden göç etmeyi düşünmüyorum, bir süre...
Bilmediğim yerlerden kopup gelen,
Tanımlayamadığım bir kötü emel buluyor ellerimi,
Bir şekilde...
Bu titremeye bir son vermeyi düşünmüyorum
Ve bu üşümeye de...
Eski fotoğrafların hoşgörüsüne asla sığınmıyorum
Veya kirli bir İstanbul gökyüzüne...
Bu son mutluluğu da açıp havaya karıştırmayı düşünmüyorum
Havaya karıştırıp bütünüyle kaybetmeyi...
Yıllar boyunca bir şişede kalabilir ve şişe de elbette ellerimde,
Ben, sadece, bu kötülükten kurtulamıyorum.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 07:01 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
23 Mart 2010
Yoksa Yanlış Mı Yapıyoruz Yine? -1-
Acaba eskiden de
Siyah ve beyaz mıydı
Hüzünlü ve mutlu anılar
En az,
Şimdi oldukları kadar?
Acaba caddeleri dolduruyor muydu
Kırık ve eksik,
Tüm sevinçler?
Ve acaba,
Kaç kişi düşüp de kanatmıştı dizlerini bu bulvarlara,
Kaç kişinin nefesi karışmıştı,
Son kez olmanın verdiği acıyla, havaya?
Bu şehrin meydanları ağlıyor,
Kimseden utanmadan, kendisini saklamadan,
Sırılsıklam ağlıyor
Onları bırakan insanlara;
Halbuki kimse beklemez şimdi...
Gece, ışığa doyduğu zaman,
Uykusuz evlerden, boş sokaklardan yükselen
Hiç değişmez, bir şehrin üzerinde,
Ama insanlar değişir.
Acaba eskiden de
Sessiz sedasız mıydı
Buruk ve yalnız anılar
En az,
Şimdi oldukları kadar?
Yoksa yanlış ezgileri mi oluşturuyoruz yine?
Neden, böyle masmavi ve kimsesiz bir ortabahar?
Nasıl, bu yaprakların sahte üzüntüsü?
Aksine biz değil miydik, yüzlerini telaş telaş saklayan,
Utancımızı unutmayan yaralı kaldırımlardan?
Yoksa yanlış parçaları mı birleştiriyoruz yine?
Hiçbirimizin elleri, gözleri yok mu?
Bilerek mi unutmuşuz ya da
Bilmeyerek mi saklanıyoruz geçmişimizden?
Zaten biz değil miydik, kapkara suları içer gibi,
Birbirimize söz verip, asla yerine getirmeyen?
Sence eskiden de,
Güzel miydi, şehirlerin arasındaki
Bu nefessiz keskin boşluklar?
Şimdi hiçbirini tatmadın diye,
Neden dudaklarını asıp, üzülesin ki?
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 02:49 ||
Bence...
21 Mart 2010
Kısık
Galiba bu iş,
Bütün sesleri özgür bırakmakta hatta
Belki özgür olmayanları yaratmakta...
Bense, bütün sesleri kısıyorum.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 23:02 ||
Bence...
14 Mart 2010
Şimdi Biraz
Yüzümün aydınlanmasının zamanı,
Ve şimdi biraz, özleme zamanı, sanki,
Şimdi biraz, ağlama zamanı...
Saatlere alışmamalısın,
Sakın tarihlere takılma,
Takvim yapraklarının peşinden koşmamalısın,
Sanki şimdi biraz, hiçliğin zamanı...
Kendi içindeki yokluklar için,
Koşma zamanı şimdi, ölesiye, biraz...
Bütün gözlerdeki korkuları toplayıp,
Kendini umarsızca atlamalısın...
Sanki, şimdi biraz, zamansızlığın zamanı,
Ama dur, gitmenin zamanı değil bu an,
Her şey, gidebileceği yere kadar gitti zaten,
Artık biraz, özlemenin zamanı...
Yürüdüğün sokaklarda boğulmamalısın,
Bir kapın olmalı, açılan, karanlığa -ki
Karanlık bastı mı göklere,
Gözkapaklarından sığınasın...
Belli ki, yine evden uzakta geçecek günlerin zamanı, bu zaman,
Yüzüm aydınlanana kadar bağırdım, duymadın mı?
Artık biraz, ağlamanın zamanı, bu zaman, ancak,
Ellerin yanında mı?
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 03:58 ||
Bence...
05 Mart 2010
Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -4-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Başlamak, bitirmekte saklıydı. O kadar saklıydı ki en keskin gözler bile göremiyordu, gerçekliğin göz önünde olduğunu... Çıplaklığından bile sıyrılmıştı, gündüz kadar ürkütücüydü görünüşü... Belki de bu yüzden olağan geliyordu insanlara... Halbuki hiçbir şey olağan değildi. Olağan değildi ve artık bunun farkına varmıştım.
Gözlerim yanıyordu, ellerim buz kesmişti. Aklımda bir şeyler uğulduyordu. Neler olduğunu anlamlandıramıyordum. Düşüncelerim dağınık ve unutulmaya eğimliydi. Her geçen an, kendimi tekrar tekrar unutmaya hazırdım. Yine de her zamankinden daha hazır görünmek için kelimelerimi kullanmaktan vazgeçtim.
Başlamak, bitirmekte saklıydı. O kadar saklıydı ki kimsenin aklına gelmezdi, bütün cevapların göz önünde olduğu... Herkes, yanlış yerlerde arıyordu kendisini... Hem bu sefer, bütün yalanlardan kurtulmuştu. Özgürdü. Tehlikeliydi. Olağan değildi ve artık bunun farkına varmıştım.
"Kimdi onlar?" dedi.
Pencerenin kenarındaki geniş koltuğa oturmuş, o gürültülü caddeyi seyreden biri vardı. Onu dakikalar sonra fark ettiğimde anladım; yeni yeni kendime geliyordum. Saçları biraz yüzünü kapamış, bazen hıçkırıp, burnunu çekiyordu kendisine bile fark ettirmemek istercesine... Ancak fark etmemek olanaksızdı. Salonun kızıllığını fark etmemek kadar olanaksızdı bu...
"Kim kimdi?" dedim. Nedense bu genç kadının kim olduğunu hiç sorgulamamıştım içimde... Düşüncelerim, sorgulamaya gerek görmemişti. Üsteledi:
-Dışarıda... Konuştuğun adamlar... Kimdi onlar?
O an, bir yanlışı sürekli olarak yaşadığımı gördüm. Kendi ördüğüm duvarlara çarpmışım gibi çarpmıştım kendime ve bu duvarların var olmayacaklarını mutlulukla hayal edebileceğim kadar şaşırdım. Düşüncelerim yine birbirilerinin içine geçmişti. Varlığımı ayırt edemiyordum. Bu karmaşanın ve belirsizliğin sadece sefil bir rüya olabileceği geldi aklıma... Çünkü sadece o zaman, anlam kazanıyordu hayatım. Bazen, en ciddi gerçeklikler ancak rüyalarla aydınlanıyordu.
Uyanmak için gözlerimi kapattım. Madem anlamları aramaya çıkmıştım, bunu yapmak zorundaydım.
Önce, gözlerimdeki yanma geçti. Sonra ellerimin ısındığını hissettim. Uğuldamalar geçmişti. Uyanıyordum.
Gözlerimi açtığımda loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Yüzüm ve ellerim ıslaktı; bu sefer kendimin farkındaydım. Burada, bu şarap kızılı salonda düzeltilmesi gereken bir yanlış vardı ve bu yanlışı düzeltmek için buradaydım. Bir hışımla pencerenin yanındaki koltuğa yürüdüm. Genç kadını omuzlarından tutup, yüzünü kendime çevirdim. Uzun süredir benim kendime gelmemi beklermiş gibi gülümsüyordu ve belli ki beklediğine değmişti. Bense, gerçeklikle bir anda yüzleşmenin telaşını yaşıyordum. Koşarak dışarı çıkarken, neden bu genç kadının kim olduğunu sorgulamadığımı anladım. Koşuyordum; kendi duvarlarıma bir kez daha çarpmamak için gözlerimi kırpmıyordum bile... Caddeye çıktığımda, arkadaşlarımdan kaçacak bir yerim ve yapacak başka bir şeyim yoktu. Omuz atarak kendime yol açtım ve geçtim aralarından... Arkamdan bağırdılar, durmadım. Kalabalık caddenin sonuna ulaşmaya çalışıyordum, nereye gideceğimi bile bilmeden... Halbuki kendi hayatıma bir çıkış arıyordum, her zaman düşündüğüm ve yapmaya çabaladığım gibi...Yapayalnız kalana kadar koştum. Yapayalnız kaldıktan sonra da koşmaya devam ettim.
Bu caddeden başka, şehrin hiçbir yerinde ışık olmadığını fark edince olduğum yere yığıldığımı hatırlıyorum. Burası, zamansız bir sahneydi. Birkaç karakter, birkaç diyalog, fazlaca içiçe geçmiş düşünce ve bir tane yanlış vardı. Bir tane...
Caddeyi aydınlatan ışıklar, sahnenin bitiminde o kadar yumuşak bir şekilde kendisini karanlığa ve hiçliğe bırakıyordu ki, bana en keskin bıçaklar kesiyormuş gibi görünüyordu. Etrafımda kimsenin olmasına ihtiyaç duymuyordum, bunu bana anlatmaları için; ama zifiri karanlığın sınırına gelmişken, bir adım daha atmaya niyetim yoktu. Bu, insanları rahatsız eden tek yanlışlığı, sahnede tutmaya devam edecektim.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 05:38 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
27 Şubat 2010
Elimden Gelen
Elimden gelen bu...
Hepsi bu kadar; karanlıklar,
Gökteki ışıklar ve
Sahildeki dalgalar...
Bir rüzgar eksik ki,
O da her an gelebilir.
Elimden gelen bu
Gözlerine, ki daha
Neyi duyurabilirdim,
Bilemiyorum.
Bu kadar uzakta durursan,
Ellerine uzanamam ki...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 03:01 ||
Bence...
21 Şubat 2010
Birden Öleceğiz
Birden öleceğiz,
Birden... Veya
Birden öleceğim,
Onu biliyorum.
Bir kaza kurşununun önüne çıkacağım,
Onu biliyorum,
Belki kaza olmayan bir kurşunun önüne...
Veya simsiyah boğulmuş gecelerin birinde,
Herifin biri paramı isterken boğazlayacak beni
Avcumun içinde ne varsa dağılacak yere
Her şeyi toparlamak, yıllarımı alacak...
Beton gibi denizlere düşeceğim,
Nefes almaya çalışacağım utanmadan, belki de
Ve ciğerlerim senin hüznünle dolacak.
Ama birden öleceğiz,
Birden... Veya,
Birden öleceğim,
Onu biliyorum.
İlaçlarım yerine yanlışlıkla zehirlerimi içeceğim,
Seninle buluşmaya gelirken, sonra
Geç kaldırım kenarlarında bilincimi kaybedeceğim,
Bir daha bulamama pahasına,
Gökyüzüne, yeryüzüne fırlatacağım.
Bastığım yerlerde kör uçurumlar açılıyor,
Ki düşmemek için, uçmaya çalışıyorum gözlerimi kapatıp,
Sanki ağır bir huzurla, kendi uykumdan göçüyor,
Kendimi, olmayan göklere yolcu ediyorum.
Ama birden öleceğiz,
Birden... Veya,
Birden öleceğim,
Onu biliyorum ben...
...seni bilmem...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 21:13 ||
Bence...
13 Şubat 2010
Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -3-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve gerçeklikleri, gerçek mi yoksa sahte mi olduklarına bakmadan yutuyordum oldukları gibi... Kendimi, bir vurdumduymazlık ile kolaylıkla suçlayabilirdim; ancak bütün bunlar, beni içine çekildiğim delikten kurtaramazdı. Hepsi boş laflardı. En azından, o an için, hayatımın böyle gözüktüğünü itiraf etmeliyim.
Düşmanlarını sayarken, kendisini unutmuş bir adamım ben... Ama hiçbir zaman kendimi bu konuda küçümsemiyordum. Yapamayacağımı bildiğim halde, kendime yukarıdan bakmaya çalışmamıştım o zamanlara kadar...
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve bunu yaparken, bir an, henüz kendime gelemediğimi gördüm. Belki aydınlığı görmeme çok bile vardı. Alsa bilemeyecektim... Neyse ki kendi varlığımı sorgulamıyordum ve cevaplar için telaşlanmama gerek yoktu.
Kendime gelme düşüncesiyle dışarıya, caddeye çıktım. Hayretler içindeydim, kimse yoktu. Sanki bütün arabalar kendilerince gidiyorlardı, gitmeleri gereken yerlere doğru... Ve yaya geçitleri boştu, sanki bütün ışıklar boşluklara yanıyordu. O an, kendi ördüğüm duvarlara çarpmışım gibi çarptım birine ve bu duvarların var olmayacaklarını mutlulukla hayal edebileceğim kadar şaşırdım. Sanki bütün dünyam bu duvarlarıma çarpmış ve yıkılmıştı.
Yanındaki iki arkadaşıyla birlikte bana bakıp gülüştüler, bir şeyler söylediler, aldırmadım çünkü bu sefer kendime gelme düşüncesiyle yola çıkmıştım. Kendime bir gerçeklik borcum vardı. Bunun farkındaydım. Eğer kalıp konuşursam, kendimi, kendimden çok uzakta olmakla suçlardım, biliyorum.
Arkamı döndüm. Yürümeye devam edecekken ellerden biri omzumdan tuttu.
O an, caddedeki bütün insanlar birden beliriverdi. Her yer insan doluydu, her yer... Arabaların içi, kaldırımlar ve yaya geçitleri... Bu gerçekliği fark etmemle beraber, kendime yavaş yavaş geldiğimi düşündüm. Halbuki, basit bir teselliydi...
Beni omzumdan tutan adam, bana nasıl olduğumu sordu. Karanlığın verdiği etkiyle, bu genç adam ve arkadaşları beni biriyle karıştırmıştı belli ki... Yarım ağızla iyi olduğumu söyledim. Kafamın karışıklığı, kelimelerime olduğu gibi yansımış olmalı ki sadece caddeyi dinlemek isteyen dört kişi olmuştuk bir anda... Benim aklım kendime gelmekteydi, israrla... O an; hala kendime gelmeyi düşündüğümü görüp, kendimle aramda daha çok mesafeler olduğunu fark ettim.
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve dışarıdan hiçkimse bunu göremiyordu. Kendime bile göstermiyordum. Genç adamlar o sırada sözlerini bitirmiş olacak ki benden bir cevap istercesine bakıyorlardı. "Tamam..." dedim, "...beni merak etmeyin. Her şey düzelecek; ama bu aralar kendimi iyi hissetmiyorum. En yakın zamanda görüşeceğiz. İyi akşamlar..."
Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi...
Sakindi...
Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim...
Sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım...
...ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 06:20 ||
Bence...
07 Şubat 2010
Hayalet Sözler
Beyaz, donmuş bir göl...
Çevresi rengarenk ağaçlarla kaplı,
Ama gece... Ve bütün renkler sökülmüş,
Belli olmuyor yaprakların üzüntüsünde...
Ne güzeldi...
Ayışığını görmek için yaşardık biz,
Ama gündüz... Ve bütün yüzler yerlere dökülmüş,
Belli olmuyor yaprakların üzüntüsü, gözlerinde...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 05:19 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
31 Ocak 2010
Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -2-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Bu ayılmaların her biri beni ürkütüyordu. Her biri, zamanda ve mekanda farklı yerlerde bulunmaktı benim için... Her şeye rağmen, kendime katlanmaya çalışıyordum. Artık, bir filmin sonunu bekler gibi kendi hayatımın bağımlısı olmuştum. Kurtulmayı asla düşünmeyen bir bağımlı... Halbuki kendisine ne istediği bile sorulmamış.
"Tek bir keli..."
Daha cümlesine başlar başlamaz, gözlerimi faltaşı gibi açmıştım ona bakarak. Hatta dişlerimi gösterip, kükrer gibi bir ses çıkartmıştım hafifçe...
Pencerenin kenarındaki geniş koltuğa oturmuş, o gürültülü caddeyi seyreden biri vardı. O dakikaya kadar onu fark edemediğimi düşündüğümde anladım; henüz kendime gelememiştim. Saçları biraz yüzünü kapamış, bazen hıçkırıp, burnunu çekiyordu kendisine bile fark ettirmemek istercesine... Ancak fark etmemek olanaksızdı. Salonun kızıllığını fark etmemek kadar olanaksızdı bu...
Onun da benim tepkimle birlikte bir an için korktuğunu sezdim. Bende her şeyin olağan olduğuna emin olana kadar duraksadı. Diken diken olmuş tüylerim de normalleşmişti.
"Tek bir kelime bile etmeden nereye gidiyorsun? Neden gidiyorsun?"
Loşluğun verdiği etkiyle, bu genç kadın beni biriyle karıştırmıştı; ama bakışı bile elimdeki harfleri dağıtıyordu ve ben nasıl anlamlı cümleler kurabilirdim ki? Ne aradığımı bile bilmediğimi, ona nasıl açıklayabilirdim? Hem böyle bir şeyi benden nasıl beklerdi? Kendi varlığımı sorgulamam gerektiği halde, hala başkalarının sorularına cevap aradığımı fark ettiğimde henüz kendimden çok uzakta olduğumu düşündüm. Kendime gelmeme daha çok vardı.
Bacaklarımın bir an için serbest kaldığını hissedip yüzümü yıkamaya gittim. Aynadaki adam, unutulmaya yüz tutmuş bir yüzü hatırlatmaya çabalıyordu yapabildiğince... Bozuntuya vermeden, öylece seyrettim. Bunu yaparken mümkün olduğunca hareketsiz ve sessiz kaldım, beni fark etmesin diye; çünkü bir anda beni görse, yaptığı ve anlattığı her şeyden vazgeçebilirdi. Bunun olmasını asla istemiyordum.
Kaç dakika geçti, bilmiyorum. Anlamadığım hareketler yapıp, daha önce duymadığım şeylerden bahsediyordu. Sıkılmıştım. Neyse ki o anda yardımıma elektrik kesintisi koştu. Banyonun karanlığa bürünmesiyle birlikte, aynadaki adam da yok olmuştu. "Belki de beni fark edip kaçmıştır." diye düşündüm. Aklımın hala kaçışlarda olduğunu kendimden duyunca, kendimle aramda daha çok mesafeler olduğunu fark ettim.
Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi...
Sakindi...
Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim...
Sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım...
...ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 04:04 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
28 Ocak 2010
Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -1-
Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Sessizliğin içinde, sesler aradım. O kadar uzun bir süre aradım ki, birkaç saniyeyi geçmemiştir hiçbiri... Bir adım atacak oldum, ayağım yerden kesilmedi. Bacaklarım da birer çivi gibi tutuyorlardı beni, bulunduğum yerde... Hiçbirini üstelemedim. Kendi varlığımı yargılamam gerekirken, tam anlamıyla odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Belli ki, henüz kendime gelememiştim.
Pencerenin kenarındaki geniş koltuğa oturmuş, o gürültülü caddeyi seyreden biri vardı. Onu dakikalar sonra fark ettiğimde anladım; yeni yeni kendime geliyordum. Saçları biraz yüzünü kapamış, bazen hıçkırıp, burnunu çekiyordu kendisine bile fark ettirmemek istercesine... Ancak fark etmemek olanaksızdı. Salonun kızıllığını fark etmemek kadar olanaksızdı bu...
Hala loş renkleri düşündüğümü fark ettiğimde, henüz kendime gelmediğimi düşündüm. Sonra hemen dağıldı bu düşünceler, sigara dumanı gibi, havada... Sesimi çıkartmadım.
Kim olduğunu öğrenmek ve belki yardımcı olabilmek amacıyla yanına yaklaşmak istedim. Çok saldırgan olmayan bir ses tonuyla, "Defol..." dedi.
Arkasına bile dönmemişti. Salonda olduğumu bile anlamadığını sanıyordum. Sahi, buraya ben nasıl gelmiştim?
-Ben... Ben belki...
"Defol!" diye çığlık attığında, her bir ses dalgası yüzüme tokat gibi çarpmıştı resmen... Madem bu kadar çok istiyordu gitmemi, yine o tavrımla arkamı döndüm salona... Ağır adımlarla salonun çıkışına yürüdüm. Daha nereye defolacağımı bile bilmiyordum. Bilmeden yürüdüm, yürürken sorularımı da topluyordum salondan:
"O genç kadın kimdi acaba?"
Varlığımı bile sorgulamadığım geldi aklıma, o gürültülü caddeye çıktığımda... Önce, insanların hiçbirini göremedim. Sanki bütün arabalar kendilerince gidiyorlardı, gitmeleri gereken yerlere doğru... Ve yaya geçitleri boştu, sanki bütün ışıklar boşluklara yanıyordu. Önümden gülüşerek geçen üç arkadaşı görmemle birlikte caddedeki bütün insanlar birden beliriverdi. Her yer insan doluydu; arabaların içi, kaldırımlar ve yaya geçitleri... Bu gerçekliği fark etmemle beraber, henüz kendime gelemediğimi düşündüm.
Soğuktu... Paltomun yakalarını bir araya getirmeye çalışırken, pencereye göz attım. Boştu... Hiçbir şey olmamış gibi caddenin bir yanına doğru yürümeye koyuldum, defolabileceğim bir yer arayarak...
Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi...
Sakindi...
Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim...
Sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım...
...ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 02:11 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...