50 derece üzerinde sıcaklıkta bırakmayınız.
31 Ocak 2010
Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -2-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...

Bu ayılmaların her biri beni ürkütüyordu. Her biri, zamanda ve mekanda farklı yerlerde bulunmaktı benim için... Her şeye rağmen, kendime katlanmaya çalışıyordum. Artık, bir filmin sonunu bekler gibi kendi hayatımın bağımlısı olmuştum. Kurtulmayı asla düşünmeyen bir bağımlı... Halbuki kendisine ne istediği bile sorulmamış.

"Tek bir keli..."

Daha cümlesine başlar başlamaz, gözlerimi faltaşı gibi açmıştım ona bakarak. Hatta dişlerimi gösterip, kükrer gibi bir ses çıkartmıştım hafifçe...

Pencerenin kenarındaki geniş koltuğa oturmuş, o gürültülü caddeyi seyreden biri vardı. O dakikaya kadar onu fark edemediğimi düşündüğümde anladım; henüz kendime gelememiştim. Saçları biraz yüzünü kapamış, bazen hıçkırıp, burnunu çekiyordu kendisine bile fark ettirmemek istercesine... Ancak fark etmemek olanaksızdı. Salonun kızıllığını fark etmemek kadar olanaksızdı bu...

Onun da benim tepkimle birlikte bir an için korktuğunu sezdim. Bende her şeyin olağan olduğuna emin olana kadar duraksadı. Diken diken olmuş tüylerim de normalleşmişti.

"Tek bir kelime bile etmeden nereye gidiyorsun? Neden gidiyorsun?"

Loşluğun verdiği etkiyle, bu genç kadın beni biriyle karıştırmıştı; ama bakışı bile elimdeki harfleri dağıtıyordu ve ben nasıl anlamlı cümleler kurabilirdim ki? Ne aradığımı bile bilmediğimi, ona nasıl açıklayabilirdim? Hem böyle bir şeyi benden nasıl beklerdi? Kendi varlığımı sorgulamam gerektiği halde, hala başkalarının sorularına cevap aradığımı fark ettiğimde henüz kendimden çok uzakta olduğumu düşündüm. Kendime gelmeme daha çok vardı.

Bacaklarımın bir an için serbest kaldığını hissedip yüzümü yıkamaya gittim. Aynadaki adam, unutulmaya yüz tutmuş bir yüzü hatırlatmaya çabalıyordu yapabildiğince... Bozuntuya vermeden, öylece seyrettim. Bunu yaparken mümkün olduğunca hareketsiz ve sessiz kaldım, beni fark etmesin diye; çünkü bir anda beni görse, yaptığı ve anlattığı her şeyden vazgeçebilirdi. Bunun olmasını asla istemiyordum.

Kaç dakika geçti, bilmiyorum. Anlamadığım hareketler yapıp, daha önce duymadığım şeylerden bahsediyordu. Sıkılmıştım. Neyse ki o anda yardımıma elektrik kesintisi koştu. Banyonun karanlığa bürünmesiyle birlikte, aynadaki adam da yok olmuştu. "Belki de beni fark edip kaçmıştır." diye düşündüm. Aklımın hala kaçışlarda olduğunu kendimden duyunca, kendimle aramda daha çok mesafeler olduğunu fark ettim.

Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi...

Sakindi...

Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim...

Sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım...

...ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kim Yazdı: VaGa || Saat: 04:04 || Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
HicBirSey.nnet
Kim Yazdı: mercan || 01 Şubat 2010 || 03:31
Sürekli zaman ve mekan değiştirme duygusu..çok garip hissettiriyor.
Kafamda kurguyu tamamlama dürtüsü yaratacak bu seri.. ve sanki bitmeyecekmiş gibi çok tanıdık gelen bir duyguyu uyandırıyor yazın..Dairesel bir zaman dilimine haps olmuş gibi..
Tebrikler.
Hani bir film izleriz sonuna kadar ne olduğunu anlamadan,merakla.Yaşamlarımız gibi..öyle okuyorum..