Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -3-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve gerçeklikleri, gerçek mi yoksa sahte mi olduklarına bakmadan yutuyordum oldukları gibi... Kendimi, bir vurdumduymazlık ile kolaylıkla suçlayabilirdim; ancak bütün bunlar, beni içine çekildiğim delikten kurtaramazdı. Hepsi boş laflardı. En azından, o an için, hayatımın böyle gözüktüğünü itiraf etmeliyim.
Düşmanlarını sayarken, kendisini unutmuş bir adamım ben... Ama hiçbir zaman kendimi bu konuda küçümsemiyordum. Yapamayacağımı bildiğim halde, kendime yukarıdan bakmaya çalışmamıştım o zamanlara kadar...
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve bunu yaparken, bir an, henüz kendime gelemediğimi gördüm. Belki aydınlığı görmeme çok bile vardı. Alsa bilemeyecektim... Neyse ki kendi varlığımı sorgulamıyordum ve cevaplar için telaşlanmama gerek yoktu.
Kendime gelme düşüncesiyle dışarıya, caddeye çıktım. Hayretler içindeydim, kimse yoktu. Sanki bütün arabalar kendilerince gidiyorlardı, gitmeleri gereken yerlere doğru... Ve yaya geçitleri boştu, sanki bütün ışıklar boşluklara yanıyordu. O an, kendi ördüğüm duvarlara çarpmışım gibi çarptım birine ve bu duvarların var olmayacaklarını mutlulukla hayal edebileceğim kadar şaşırdım. Sanki bütün dünyam bu duvarlarıma çarpmış ve yıkılmıştı.
Yanındaki iki arkadaşıyla birlikte bana bakıp gülüştüler, bir şeyler söylediler, aldırmadım çünkü bu sefer kendime gelme düşüncesiyle yola çıkmıştım. Kendime bir gerçeklik borcum vardı. Bunun farkındaydım. Eğer kalıp konuşursam, kendimi, kendimden çok uzakta olmakla suçlardım, biliyorum.
Arkamı döndüm. Yürümeye devam edecekken ellerden biri omzumdan tuttu.
O an, caddedeki bütün insanlar birden beliriverdi. Her yer insan doluydu, her yer... Arabaların içi, kaldırımlar ve yaya geçitleri... Bu gerçekliği fark etmemle beraber, kendime yavaş yavaş geldiğimi düşündüm. Halbuki, basit bir teselliydi...
Beni omzumdan tutan adam, bana nasıl olduğumu sordu. Karanlığın verdiği etkiyle, bu genç adam ve arkadaşları beni biriyle karıştırmıştı belli ki... Yarım ağızla iyi olduğumu söyledim. Kafamın karışıklığı, kelimelerime olduğu gibi yansımış olmalı ki sadece caddeyi dinlemek isteyen dört kişi olmuştuk bir anda... Benim aklım kendime gelmekteydi, israrla... O an; hala kendime gelmeyi düşündüğümü görüp, kendimle aramda daha çok mesafeler olduğunu fark ettim.
Kendi düşüncelerimin içinde boğuluyordum...
...boğuluyordum ve dışarıdan hiçkimse bunu göremiyordu. Kendime bile göstermiyordum. Genç adamlar o sırada sözlerini bitirmiş olacak ki benden bir cevap istercesine bakıyorlardı. "Tamam..." dedim, "...beni merak etmeyin. Her şey düzelecek; ama bu aralar kendimi iyi hissetmiyorum. En yakın zamanda görüşeceğiz. İyi akşamlar..."
Kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi...
Sakindi...
Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim...
Sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım...
...ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 06:20 ||
Bence...