Bir Şarap Kadehinin İçine Düşmüş Gibi -4-
...kendime geldiğimde loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Öncelikle kendi varlığımı yargılamam gerekirken, odanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi... Caddenin sesi hariç, salon sakindi. Bir şarap kadehinin içine düşmüş gibiydim; sanki biraz daha nefes alsam sarhoş olacaktım ve kim bilir nerede ayılacaktım bir dahaki sefere...
Başlamak, bitirmekte saklıydı. O kadar saklıydı ki en keskin gözler bile göremiyordu, gerçekliğin göz önünde olduğunu... Çıplaklığından bile sıyrılmıştı, gündüz kadar ürkütücüydü görünüşü... Belki de bu yüzden olağan geliyordu insanlara... Halbuki hiçbir şey olağan değildi. Olağan değildi ve artık bunun farkına varmıştım.
Gözlerim yanıyordu, ellerim buz kesmişti. Aklımda bir şeyler uğulduyordu. Neler olduğunu anlamlandıramıyordum. Düşüncelerim dağınık ve unutulmaya eğimliydi. Her geçen an, kendimi tekrar tekrar unutmaya hazırdım. Yine de her zamankinden daha hazır görünmek için kelimelerimi kullanmaktan vazgeçtim.
Başlamak, bitirmekte saklıydı. O kadar saklıydı ki kimsenin aklına gelmezdi, bütün cevapların göz önünde olduğu... Herkes, yanlış yerlerde arıyordu kendisini... Hem bu sefer, bütün yalanlardan kurtulmuştu. Özgürdü. Tehlikeliydi. Olağan değildi ve artık bunun farkına varmıştım.
"Kimdi onlar?" dedi.
Pencerenin kenarındaki geniş koltuğa oturmuş, o gürültülü caddeyi seyreden biri vardı. Onu dakikalar sonra fark ettiğimde anladım; yeni yeni kendime geliyordum. Saçları biraz yüzünü kapamış, bazen hıçkırıp, burnunu çekiyordu kendisine bile fark ettirmemek istercesine... Ancak fark etmemek olanaksızdı. Salonun kızıllığını fark etmemek kadar olanaksızdı bu...
"Kim kimdi?" dedim. Nedense bu genç kadının kim olduğunu hiç sorgulamamıştım içimde... Düşüncelerim, sorgulamaya gerek görmemişti. Üsteledi:
-Dışarıda... Konuştuğun adamlar... Kimdi onlar?
O an, bir yanlışı sürekli olarak yaşadığımı gördüm. Kendi ördüğüm duvarlara çarpmışım gibi çarpmıştım kendime ve bu duvarların var olmayacaklarını mutlulukla hayal edebileceğim kadar şaşırdım. Düşüncelerim yine birbirilerinin içine geçmişti. Varlığımı ayırt edemiyordum. Bu karmaşanın ve belirsizliğin sadece sefil bir rüya olabileceği geldi aklıma... Çünkü sadece o zaman, anlam kazanıyordu hayatım. Bazen, en ciddi gerçeklikler ancak rüyalarla aydınlanıyordu.
Uyanmak için gözlerimi kapattım. Madem anlamları aramaya çıkmıştım, bunu yapmak zorundaydım.
Önce, gözlerimdeki yanma geçti. Sonra ellerimin ısındığını hissettim. Uğuldamalar geçmişti. Uyanıyordum.
Gözlerimi açtığımda loş bir salonun kapısında duruyordum. Etraf biraz dağınıktı ve istisnasız her yere kızıl tonlar hakimdi. Yüzüm ve ellerim ıslaktı; bu sefer kendimin farkındaydım. Burada, bu şarap kızılı salonda düzeltilmesi gereken bir yanlış vardı ve bu yanlışı düzeltmek için buradaydım. Bir hışımla pencerenin yanındaki koltuğa yürüdüm. Genç kadını omuzlarından tutup, yüzünü kendime çevirdim. Uzun süredir benim kendime gelmemi beklermiş gibi gülümsüyordu ve belli ki beklediğine değmişti. Bense, gerçeklikle bir anda yüzleşmenin telaşını yaşıyordum. Koşarak dışarı çıkarken, neden bu genç kadının kim olduğunu sorgulamadığımı anladım. Koşuyordum; kendi duvarlarıma bir kez daha çarpmamak için gözlerimi kırpmıyordum bile... Caddeye çıktığımda, arkadaşlarımdan kaçacak bir yerim ve yapacak başka bir şeyim yoktu. Omuz atarak kendime yol açtım ve geçtim aralarından... Arkamdan bağırdılar, durmadım. Kalabalık caddenin sonuna ulaşmaya çalışıyordum, nereye gideceğimi bile bilmeden... Halbuki kendi hayatıma bir çıkış arıyordum, her zaman düşündüğüm ve yapmaya çabaladığım gibi...Yapayalnız kalana kadar koştum. Yapayalnız kaldıktan sonra da koşmaya devam ettim.
Bu caddeden başka, şehrin hiçbir yerinde ışık olmadığını fark edince olduğum yere yığıldığımı hatırlıyorum. Burası, zamansız bir sahneydi. Birkaç karakter, birkaç diyalog, fazlaca içiçe geçmiş düşünce ve bir tane yanlış vardı. Bir tane...
Caddeyi aydınlatan ışıklar, sahnenin bitiminde o kadar yumuşak bir şekilde kendisini karanlığa ve hiçliğe bırakıyordu ki, bana en keskin bıçaklar kesiyormuş gibi görünüyordu. Etrafımda kimsenin olmasına ihtiyaç duymuyordum, bunu bana anlatmaları için; ama zifiri karanlığın sınırına gelmişken, bir adım daha atmaya niyetim yoktu. Bu, insanları rahatsız eden tek yanlışlığı, sahnede tutmaya devam edecektim.
Kim Yazdı:
VaGa || Saat: 05:38 ||
Buna 1 Defa Bence Denilmiş...
Kim Yazdı:
mercan || 05 Mart 2010 || 13:29
wow!
Mükemmel, vurdu geçti.
Kendimi bedenimde, dünyada ve daha bir çok şeyin içinde haps olmuş gibi hissettim..Gerçek bu..
İnanılmaz bir kısır döngü, çizgisel olan hiç birşey yok herşey dairesel..
Sahnede tutmaya çalıştığın şey korkutucu bir gerçek..
Tebrik ediyorum, nefessiz okudum.
Uyanmak için gözlerini kapaman..Bunun nasıl hissettirdiğini söyleyemiyorum bile.